Yeni Üye | Üye Girişi | Sipariş Takibi | Favorilerim | Detaylı Arama | Yardım | Bize Ulaşın | Şifremi Unuttum | Bayi Girişi | Blog
Google+ FaceBook Twitter
Popup

adet sepetinize eklenmiştir.

Toplam Fiyat:
Arkadaş Kitabevi > Kitap > Küre Yayınları > Avrasya Konuşmaları
Avrasya Konuşmaları

Avrasya Konuşmaları

Küre Yayınları
Adet:  
Seçtiğiniz adet sepete eklenecektir.
Fiyatlarımıza KDV dahildir.
%26 İndirim
Arkadaş Fiyatı: 8,88 TL
Etiket Fiyatı: 12 TL
Kazancınız: 3,12 TL
Kazanacağınız Puan: 18
Twitter Facebook Google + Tumblr More
Ürün Açıklaması

Rus düşüncesi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen ünlü Leh yazar Andrzej Walicki, 19. yüzyıl Rus düşüncesini belirleyen en temel öğenin "Rus 'intelligentsiya'sının siyasal baskı, geri kalmışlık ve acil çözüm bekleyen toplumsal sorunların acısını yüreklerinde hissetmeleri" olduğunu söyler. Bu dönemde 'intelligentsiya' Rusya'da hükümete karşı duruşu nedeniyle siyasal olduğu kadar aynı zamanda ahlaksal bir kategoridir de. Walicki'ye göre 19. yüzyılda Rus entelektüelleri arasında toplumsal sorunlardan uzak, yalnızca felsefi sorunlarla uğraşmak "ahlaka sığmayan bir davranış ve Rus halkına karşı yapılmış bir ihanettir. Bu çağda Rusların kendilerine sordukları soruların tümü ulusal kimlikleriyle ilgilidir: Biz kimiz? Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz? İnsanlığa yapabileceğimiz katkı nedir? Bize verilen görevi yerine getirebilmemiz için neler yapabiliriz?"

Rus insanının Rusya'nın "medeniyetsel aidiyeti" üzerine sorduğu sorular 19. yüzyılda olduğu gibi bugün de varlığını sürdürmektedir. Sovyet sonrası Rus entelektüellerinin Rus kimliği üzerine yaptıkları farklı tanımlamalar Rusya'nın aidiyet problemini bir kez daha gündeme getirmiştir. 19. yüzyıl Rus intelligentsiya'sı ister yanında isterse karşısında olsun Batı medeniyeti ile hep bir hesaplaşma içindedir. Kireevskii ve Khomiakov Rusya'yı Avrupa'nın antitezi olarak görürler ve gerçek Hıristiyanlık felsefesinin kaynağını Ortodoks Rus Hıristiyanlığından aldığını söylerler. Aksakov'a göreyse "Batılı kavramları reddetmedikçe Rusya'yı anlamak mümkün olmayacaktır". Rus düşünürlere göre Rusya'nın kurtuluşu Avrupa'yı taklit etmekle değil, kendi tarihi birikimini, değerlerini ve Ortodoks dünya görüşünü canlandırmasıyla sağlanacaktır. Kısacası 19. yüzyılda Rusya'nın ötekisi "Avrupa"dır ve Rusya "özgüven" ve "savunma" psikolojileri arasında gider gelir.

Peki, Rusya'nın "medeniyetsel aidiyet" problemi çözülmüş müdür? Bu çerçevede İslam medeniyeti nerede durmaktadır? Rusya Avrupa'nın içinde mi yoksa dışında mıdır? Bu sorulara "Rusya İslam dünyasının bir parçası mıdır?" sorusu eklenebilir mi? Rusya kendisini hem Avrupa'nın hem de İslam dünyasının parçası olarak görebilir mi? Rusların Müslüman Tatarlarla asırlar öncesine dayanan etkileşimleri ve Tatarların bağımsızlıklarını kaybettikleri 1552 yılında tersine dönen yöneten-yönetilen ilişkisi, Rus-Müslüman ilişkilerine nasıl bir boyut kazandırmıştır? Rusya'nın modernleşme serüvenine Rusya'da yaşayan Müslümanlar ne tür tepkiler vermişlerdir? Rus düşüncesinde Tatar mirasını ve İslam medeniyetini sorunsallaştıran akım ya da akımlar var mıdır? Rus Şarkiyatçılığının Batı Şarkiyatçılığından farkı nedir? Soğuk Savaş sonrasında çokça kullanılan "Avrasya" coğrafyası tanımı, jeopolitik olduğu kadar başta İslam ve Ortodoksluk olmak üzere pek çok farklılığı içinde barındıran kültürel bir birim olarak da tanımlanabilir mi?

Tüm bu sorular Bilim ve Sanat Vakfı Küresel Araştırmalar Merkezi ve Türkiye Araştırmaları Merkezi'nde 2007-2009 yılları arasında yapılan ve bu kitabın da bölümlerini oluşturan sunumların temel tartışma konularıdır. Kitapta, dinleyicilerin soruları ve yorumlarının korunmasına ayrıca özen gösterilmiştir.

Kitabı oluşturan sunumların ilkinde, Vügar İmanov Rus tarihi ve devlet geleneğinde Moğol-Türk mirasını ön plana çıkaran "Avrasyacılık" düşüncesini "Rusya'nın medeniyetsel kimlik inşası" olarak ele alıyor. Bu düşünce akımı Rusya'nın kimlik probleminin çözümünde Avrupa'yı kutsayan Batıcılığın ve Slav kökenleri ön plana çıkaran Slavofilliğin kabul gördüğü bir dönemde, Rus kültürünün Turanî kökenlerine yaptığı vurgu ile ön plana çıkmıştı. "Avrasyacılık" bu yönüyle de Doğu Hıristiyanlığına dayanan Bizans-Rus ile Müslüman Turanî unsurlara dayanan İç Asya tarih ve kültürünü özgün bir sentezle bir araya getirerek Rus düşüncesinde alternatif bir yol olarak kendini gösterdi. İmanov 1920'li yıllarda Rusya'dan göç etmiş bir grup Rus entelektüelin başlattığı bu akımı "klasik Avrasyacılık", 1990 sonrasında Rusya'da yeniden beliren Avrasyacılığı ise "yeni Avrasyacılık" olarak tanımlıyor ve ikisi arasında ayrıma gidiyor. Ayrıca Türkiye'de son dönemde yükselen Avrasyacılık tartışmalarına da değiniyor.

Emre Erşen "Avrasyacılık ve Uluslararası İlişkiler" başlıklı sunumunda Soğuk Savaş sonrasında siyasal ve entelektüel anlamda ilgi odağı haline gelen "Avrasya" kavramının ortaya çıkışını ve yeni dönemde nasıl ideolojik bir yaklaşımın merkezi haline geldiğini irdeliyor. Konuşmasında klasik Avrasyacılıktan çok Sovyet sonrası Rus Avrasyacılığına yoğunlaşan Erşen, uluslararası ilişkiler ve jeopolitik disiplinlerinde realpolitik bir yaklaşımla homojen bir birim olarak ele alınan Avrasya coğrafyasına, etnik, kültürel ve dini farklılıkları da içeren farklı bir yaklaşımla bakılması gerektiğini belirtiyor.

Sevinç Alkan Özcan, sunumunda Rusya Federasyonu'nda kilise-devlet ilişkileri ve İslam konusunu ele alıyor ve öncelikle perestroyka reformları ile birlikte Sovyetler Birliği'nde yaşanan liberalleşme havasının Rus Ortodoks Kilisesi ve Müslüman dini idareler üzerindeki etkisini karşılaştırıyor. Ardından yeni Rus hükümetleri ve Müslüman dini idareler arasındaki ilişkileri Rus Ortodoks Kilisesi'nin yeni duruşu çerçevesinde irdeliyor.

Liaisan Şahin "Sovyetler Birliği'nde Türkiye Çalışmaları" başlıklı sunumunda öncelikli olarak Rusya'da Şarkiyatçılığın gelişimini ve Batı Şarkiyatçılığı ile aralarındaki farkları tartışıyor. Rus Şarkiyatçılığının Batıdaki çalışmalar üzerindeki tesirini ve Türk-Rus ilişkilerinin Rus Şarkiyatçılığına nasıl yansıdığını, Çarlık dönemi Osmanlı incelemelerinden Sovyet dönemi Türkiye çalışmalarına uzanarak ele alıyor.

Mustafa Özgür Tuna, İslam ve modernite ilişkisini Rusya Müslümanları bağlamında "toplumsal yapılar" ve "toplumsal aktörler" açısından ele alıyor. Ona göre Rusya Müslümanlarının modernite karşısında geliştirdikleri cevapları anlamak için devlet-teba ilişkileri, bürokrasi, pazar, piyasa, sosyal ağlar, hukuk ve iletişim gibi unsurlardan oluşan "toplumsal yapılara" olduğu kadar, ulema, entelektüeller, tüccarlar, valiler, polis ve köylülerden oluşan "toplumsal aktörlere" de bakılmalıdır. Tuna yaşanan sosyal, siyasi ve kültürel dönüşümü tüm bu aktörleri hesaba katarak anlamaya çalışıyor. Rusya Müslümanları ile ilgili yapılan çalışmaların problemlerine değinen Tuna, meselenin üç farklı etki sahasının (imparatorluk sahası, Müslüman etki sahası ve küresel etki sahası) birbiriyle etkileşimi çerçevesinde ele alındığı takdirde daha iyi anlaşılabileceğini savunuyor.

Selçuk Türkyılmaz sunumunda Çarlık Rusyası'nda yayımlanan Şark-i Rus gazetesini tanıtıyor ve Rusya Türkleri arasında dönemin zengin basın-yayın hayatına dair bilgiler veriyor. 1903 ve 1905 yılları arasında Azerbaycanlı bir Türk tarafından Tiflis'te çıkartılan gazetenin etki sahasının büyüklüğüne değinen Türkyılmaz, gazetenin Kuzey Kafkasya, İdil boyu, Orta Asya, İran ve Türkiye'de tanındığını ve Türk dünyasının farklı bölgelerinden gelen yazılara sayfalarında yer verdiğini söylüyor. O dönemdeki "ortak Türkçe" kavramının önemine vurgu yapan Türkyılmaz'ın konuşması, aynı dönemde İsmail Gaspıralı tarafından çıkarılan Tercüman gazetesinin yayın ve dil politikası ile Şark-i Rus arasında karşılaştırmalar yapmaya da imkan tanıyor.
Kitabın 19. yüzyıl Rusya Müslümanları basınını ilgilendiren bir başka bölümü İhsan Demirbaş'ın "Rusya Türkleri ve Rus Basınının II. Meşrutiyet'e Bakışı" başlıklı sunumunda ele alınıyor. Demirbaş, öncelikle 19. yüzyılda Rusya'da yaşanan siyasi ve sosyal çalkantıların Rusya Müslümanlarını nasıl etkilediği ve Rusya Müslümanlarının tüm bu değişime nasıl yanıt verdiği üzerinde duruyor. Ardından da Rusya Türkleri tarafından yayınlanan Vakit, Yıldız ve Tercüman ve Ruslar tarafından yayınlanan Russkoye Slovo ve Moskovskiya Vedomosti gazetelerinin II. Meşrutiyet'e nasıl baktıklarını değerlendiriyor.

Suna Gülfer Ihlamur konuşmasında, komünist rejimlerin çökmesi sonrasında Avrasya coğrafyasında yeniden canlılık kazanan Ortodoksluğu din çalışmaları ve küresel din sistemi çerçevesinde ele alıyor ve Romen Ortodoks Kilisesi'nin ulus-ötesi göç bağlamında yeni dönemde karşılaştığı sorunları ve geliştirdiği cevapları irdeliyor.

Öncelikle davetimizi kabul edip, çalışma ve yaklaşımlarını bizimle paylaşan Vügar İmanov, Emre Erşen, Liaisan Şahin, Mustafa Özgür Tuna, Selçuk Türkyılmaz, İhsan Demirbaş ve Suna Gülfer Ihlamur'a bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim. Bilim ve Sanat Vakfı Küresel Araştırmalar Merkezi ve Türkiye Araştırmaları Merkezi'nin yöneticileri ve toplantılara katılıp soru ve yorumlarıyla katkı sağlayan tüm arkadaşlarımıza da burada müteşekkir olduğumu belirtmek istiyorum. Ayrıca Küre Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Yücel Bulut'a yayın aşamasındaki değerli eleştiri ve değerlendirmeleri ve Küre Yayınları editörlerinden Nermin Tenekeci'ye son halini verirken yaptığı katkıları dolayısıyla teşekkür ederim. Konuşmaları titizlikle deşifre eden arkadaşlarımız Zeynep Şahin ve Serkan Cihan'a da katkılarından dolayı duyduğum memnuniyeti burada ifade etmek isterim.
-Sevinç Alkan Özcan- Ekim 2010, Vefa
Ürün Detayı
ISBN: 9789756614952
Yazar Adı: Sevinç Alkan Özcan
Yayıncı: Küre Yayınları
Dil: Türkçe
Cilt: Karton
En (cm): 13.50
Boy (cm): 19.50
Kağıt Cinsi: Avrupa Okuma Kağıdı
Baskı Sayısı: 1

Başa Dön