Yeni Üye | Üye Girişi | Sipariş Takibi | Favorilerim | Detaylı Arama | Yardım | Bize Ulaşın | Şifremi Unuttum | Bayi Girişi | Blog
Google+ FaceBook Twitter
Popup

adet sepetinize eklenmiştir.

Toplam Fiyat:
Arkadaş Kitabevi > Kitap > M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları > Fusûsu'l-Hikem Tercüme ve Serhi 2
Fusûsu'l-Hikem Tercüme ve Serhi 2

Fusûsu'l-Hikem Tercüme ve Serhi 2

M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
Adet:  
Seçtiğiniz adet sepete eklenecektir.
Fiyatlarımıza KDV dahildir.
%20 İndirim
Arkadaş Fiyatı: 22,4 TL
Etiket Fiyatı: 28 TL
Kazancınız: 5,60 TL
Kazanacağınız Puan: 45
Twitter Facebook Google + Tumblr More
Ürün Açıklaması
Nesrini takdîm ettigimiz Fusûsu l-Hikem Tercüme ve Serhi, 1334-1346 hicrî ve 1915-1928 milâdî yillari arasinda kaleme alinmistir. Müellifi merhum Ahmed Avni Konuk Bey in el yazisiyla olan nüsha Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphânesi nde 3853-3880 numaralarda kayitli bulunmaktadir. Tamâmi 28 defter olan bu müellif nüshasindan, 4 cilt hâlinde nesre hazirladigimiz bu eserin ilk cildini tamamlamis bulunuyoruz.
Islâm tasavvuf ve tefekkür târihinin en mühim eserlerinden biri olan Fusûsu l-Hikem in, M. E. Bakanligi tarafindan basilmis bir tercümesi vardir. Geçmis asirlarda yazilmis ve bir tanesi basilmis türkçe serhleri bulundugu halde son altmis senede bunlarin hiçbiri basilamamistir. Cumhuriyet devrinin ilk yillarinda te lîf edilmis, fakat yayinlanmamis olan bu serhin, Kütüphâne de müellif nüshasi olmasina ragmen, umûmun istifâdesinden uzak kalmasi, tasavvuf ve tefekkür târihimiz bakimindan büyük bir kayipti. Bu kaybi telâfi etmeyi, müellifin bastiramadigi bu eseri kültürümüze kazandirmayi bir vazîfe ve borç telakkî ederek nesre hazirlamaya tesebbüs ettik. Gerekli izinleri alarak bu eserin kopyesini te mîn ettik.
Osmanli devri ile Cumhuriyet devri arasinda ilim, düsünce ve san at sahasinda bir kopuklugun çesitli sebepler dolayisiyla ortaya çiktigi, bu kopuklugun bir kültür bosluguna, hattâ buhranina sebep oldugu söylenmekte ve yazilmaktadir. Saniyoruz ki, ilim, tefekkür ve san at sahasinda bu kültür kopuklugunun ve boslugunun doldurulmasinda yapilacak ilk islerden biri, Osmanli devrine ait türkçe eserleri dilini degistirmeden bugünkü alfabe ile aynen, Türk müelliflerin yazdigi arapça ve farsça eserlerin ise hem aslini, hem de tercümesini nesr etmektir. Son yillarda edebiyat ve târih sahasinda bu nevîden eserlerin nesredilmesi sevindiricidir. Fakat din ilimleri ve tefekkürü sahasinda, tercüme bir kaç eser müstesna aynen basilmis türkçe eser yok denecek kadar azdir. Bu türkçe eserlerin aynen bugünkü alfabe ile basilmasinin devirler arasi Türk dilinin devamliligini saglamak hususunda pek çok faydasi olacagi süphesizdir. Kültür kopuklugunun en müsahhas örnegi Türk dilinin son 30-40 sene öncesine nisbetle fevkalâde degismis olmasidir. Cumhuriyet devrini baslatanlarin türkçesini bile yeni nesiller anlamamaktadir. Bunun çâresi anlasilmayanlarin sadelestirilmesi degil, gerek yakin yillarin, gerekse daha uzak devirlerin türkçe eserlerini dilini degistirmeksizin aynen vermek, böylece önce dil bagi ve devamliligini saglamak, sonra bu vâsita ile kültür köprüsünü kurmaktir. Dilin zamanla degismesi gayet tabîî bir hâdisedir. Elimizdeki Fusûs Serhi bunun canli bir örnegidir. Ahmed Avni Bey in kullandigi türkçe, kendisinden 300 sene kadar önce Abdullah Bosnevî nin (ö. 1054/1644) Fusûs Serhi nde kullandigi türkçenin ayni degildir. Fakat bu iki eser arasinda uzun bir zaman geçmesine ragmen bir dil kopuklugu yoktur. A. Avni Bey in eserinin türkçesiyle günümüz türkçesi arasinda altmis senelik bir zaman farki oldugu halde, degisiklik çok büyüktür. Geçmis devirlerin, hattâ yakin zamanlarin eserlerini, pek de muvaffak olamayan sadelestirmelerle vermek, bu dil farkinin gittikçe artmasina mâni olmadigi gibi, kültür kopuklugunu kapatmakta da pek yararli görünmemektedir. Kanâatimizce bu bakimdan daha verimli olabilecek sey, günümüz ilim, fikir ve san at adamlarina, az sayida bile olsalar, geçmis devirlerin türkçe eserlerini, bugünkü alfabe ile aynen okuyabilmek imkânini vermektir. Edebiyat fakültelerinde "transkripsiyon" isaretleriyle nesre hazirlanan eserler sâdece "türkolog"lar, tarihçiler, yâni mütehassislar tarafindan okunmasi lâzim gelen eserler degil, Türk ilim, tefekkür ve san atina alâka duyan bütün Türk aydinlari tarafindan okunacak eserlerdir. Meselâ XVI. asra âit Fuzûlî nin Divâni türkologlari, yâni sahanin mütehassislarini ilgilendirdigi gibi, lisede ögrenim göre siire merakli gençleri veya sâir bir elektrik mühendisini de alâkadar eder. Su halde, bu misâlden hareketle diyebiliriz ki, Türk kültürüyle alâkali eserler, yalniz mütehassislari degil, bütün Türk aydinlarini alâkadar ettigi için, onlarin istifâde edebilecegi sekilde nesredilmelidir.
Iste bu eserler bir yandan Türk dilinin geçmisiyle irtibatini saglayacak, diger taraftan da ilim ve tefekkür baginin daha genis bir çevrede kurulmasinda çok faydali bir rol oynayacaktir. Din ilimleri ve tefekkürü bakimindan buna ilâve edilecek bir baska husus daha vardir. Milletimizin on asir boyunca yasadigi Islâm medeniyet ve kültürü içinde elde etmis oldugu üslûb, netîce ve terkipler bilinmezse, müslüman diger milletlerin tercihlerine yönelmesi kaçinilmaz bir davranis olarak karsimiza çikmaktadir. Günümüzün din ilim ve kültürü, târihimizin geçmis devirleriyle irtibatini tam kuramadigi için, maalesef söz konusu kültür kopuklugundan hissesine düseni bir çok bakimdan agir bir buhran hâlinde yasamaktadir. Dînî düsünce ve san at dallarinda te lif eserlerin tercümelere nisbetle çok az olmasi bu durumun gözle görünür örneklerinden biridir. Dînî düsüncenin ana kollarindan biri olan tasavvuf sahasinda Osmanli asirlarinda pek çok türkçe eser mevcut olmasina ragmen, son yarim asirda yüksek seviyede te lif eserlerin yok denecek kadar az olmasi da, kültür kopuklugunun üzücü bir netîcesidir.
Gerek tasavvufî eserler, gerekse bütün diger ilmî, fikrî ve edebî eserlerin, sahalarina göre bir kaç arastirmacinin inhisarinda oldugu düsünülemez. Vaktiyle bu milletin ilim ve fikir adamlarina, münevverlerine hizmet etmek ve onlara hitap etmek için yazilmis olan eserler, bugünün aydinlarinin dogrudan istifâde edebilecegi sekilde takdîm edilmelidir. Acemî ve yetersiz bir türkçe ile bunlari sadelestirmek, müelliflerin görüs ve düsüncelerini az-çok bozmak veya anlasilmaz hâle getirmek demektir.
Dilin degismesinin ortaya büyük bir güçlük çikardigi, okuyucu sayisini ise oldukça azaltacagi muhakkaktir. Fakat bir yabanci bati dilini ögrenmek için büyük zahmet ve külfetlere katlanan Türk aydini ve ilim adaminin, kendi ana diline âit üç-bes kaide ve üç-bes bin kelimeyi ögrenemiyecegini düsünmek, onlara güvensizlikten baska bir sey ifâde etmez. Her seyiyle bir yabanci dili ögrenmeye gayret eden bir kimsenin kendi öz kültürünün mahsûlleri karsisinda acz ve çaresizlik göstermesi hâlinde, bu yabancilasmanin kendisine ve milletine ne kazandirdigi veya kendi öz benliginden neler götürdügü iyi bilinmelidir.
Matbaalarda ortaya çikan güçlük ise teknik bir mes eledir. Buna elbette daha kolayca çâre bulunabilir. Esas mühim olan mes ele, dilci ve edebiyatçilarimizin, "transkripsiyon" isaretleri yerine, çok sâde ve karisikliklari önleyici bir kaç isaret ihtiva eden imlâ kaideleri ile bu nevî nesirleri kolaylastirmak ve bu nesirler arasinda imlâ birligini saglamak için bir usûl tesbit etmeleri ve üzerinde anlasmalaridir.
Fusûsu l-Hikem ve serhlerinin Islâm ilim ve düsüncesindeki yeri ne olabilir? suâline cevap vermek, bir bakima daha umûmî bir planda, tasavvufun Islâm ilimleri ve düsüncesindeki yeri nedir? suâlinin cevâbi olarak ele alinabilir? Zîrâ Gazzâlînin Ihyâu UIûmi d-Dîn inden itibaren denilebilir ki, bütün düsünce akimlari tasavvuf içinde ve büyük mutasavviflarin sahsiyetinde "terkîb"e ulasmis, bilhassa Osmanli münevveri bu terkîbi Fusûsu l-Hikem ve Mesnevî de bulmus ve serhlerinde ifâde etmistir. Bu terkîbi XIV-XVII. asirlar arasinda kültür ve medeniyetinin her sahasinda en yüksek seviyede yasatmistir. Sonraki asirlarda da bu anlayisin akislerinin bütün gerileme ve yikilis alâmet ve sartlarina ragmen, müslüman Türk ilim, fikir ve san atinda devam ettigini görürüz. Nesrini t
Ürün Detayı
ISBN: 9789755481777
Yazar Adı: Muhyiddin İbn Arabi
Yayıncı: M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
Çeviren: Ahmed Avni Konuk
Dil: Türkçe
Cilt: Karton
En (cm): 16
Boy (cm): 23,5
Kağıt Cinsi: Avrupa Okuma Kağıdı
Sayfa Sayısı: 424
Baskı Sayısı: 5

Başa Dön